OYUNU MAÇIN GENELİNE YAYMALIYIZ!

İnegölspor maçı bizler için kapalı kutu maçlardan bir diğeriydi. Takım teknik direktör değiştirmiş ve çıkış arıyorlar. Bu maç onların kendisini ispatlatması için tam da biçilmiş kaftan gibi.

Takım olma hüviyeti her maça yansımasıyla ortaya çıkıyor. Bunun için maçlar arttıkça yeni oluşan takımların oyun anlayışları da oynayan oyuncuların süreklilikleri arttıkça daha bir anlam kazanmaya başlıyor.

Bu maça da böyle bakmak gerekiyor sanırım. Kazandık mı? Evet. Peki sorguladığımız olay ne olmalı? Oyunu maçın geneline nasıl yayarız.  Öyle ya insan kendi hatasını gördükçe düzeltir. Yoksa hep doğruyu yapıyorum, nasıl olsa kazanıyorum diye düşünürseniz çekirdek bir sıçrar iki sıçrar misali üçüncü de yaptığınız hataların giderilmediğinde sonucunu acı bir şekilde yaşarsınız.

Nitekim Taner Hoca’nın dediği gibi Sancaktepe maçı böye bir maçtı. Ancak buna rağmen yine sahada görmemiz gereken ve görebileceğimiz şekilde düzeltmeler de olmalı.

Rakip etkili başlıyor ve etkisini yetenekli futbolcularla kısa zamanda kırıyoruz. Serbest atıştan Bahattin ile golü buluyoruz. Rakip demoralize oluyor. Ama maça asılıyor ve direkten topları auta gidiyor. Maçta ‘kader anı’ yaşanıyor. Bizim için de rakip için de maçın kırılma anı adeta.

Notlarımıza bakıyoruz; Topun kontrolünü almamız gerekiyor. Daha dikkatli olmamız gerekiyor. Rakip hızlı geliyor ve etkili olabilir.

Bunun akabinde uzun topumuz Kubilay’ın iyi kontrolü ile Samet’e verdiği pas sonrası şık vuruşla durumu 2-0 yapıyoruz.

Topun kontrolünü yine rakibe veriyoruz diye not düşüyorum. Akabinde kalemizde hızlı ve organize atakları sonrası farkı bire indiriyorlar.

İkinci yarı daha dikkatli başlıyoruz. Belli ki hoca uyarmış. Bunu basın toplantısında da ifade etti. Samet-Kubilay verkaçları sonrası Samet ile farkı açıyoruz.

Rakip yine can havliyle kalemize doğru geliyor ve şutlarını Furkan güçlükle önlüyor. Biz yine topu rakibe veriyoruz bu anlarda. Buna rağmen artık skorun etkisiyle daha rahat top çeviriyoruz. Rakip alanda fazla görünmesekte İrfan ayağına tam oturmayan şık vuruşuyla gole yaklaşıyoruz.

Hakemin verdiği penaltı sonrası fark yine bire iniyor. Sonrasında kalemizde etkili ataklarını görüyoruz. Bizim rahat futbolcularımız bu sefer skoru korumak için vargüçleriyle çabalıyor.

Son düdük çalmadan maç bitmezi yaşıyoruz. Şükür ki maçı galip bitirmeyi başarıyoruz. Yukarıdaki bazı notları yazmamın nedenine gelecek olursak, özetle konsantrasyon azalması yaşıyoruz.

Takım, skoru elde edene kadar var gücüyle hamle yapıyor, mücadele ediyor. Rakibe alanı dar ediyor. Diğer taraftan, futbolcularımızın topu daha rahat çevirip, rakip alanda daha etkili olmayı beklerken tam tersi topu rakibe vererek onları cesaretlendiriyoruz.

Oluşan konsantrasyon eksiliğiyle kalemizde golü görüyoruz. Sonrasında aman maç elimizden gitmesin diye yine topa sahip oluyoruz. Yine golü buluyoruz. Skor lehimizde ama orta alanımız bir an yok gibi, kanatlarımız duruyor sanki pozisyon veriyoruz. Oluşan karambolden penaltı veriyoruz.

İşte tüm bunları düşündüğümüzde kazanırken dahi eleştirmenin sıkıntısını yaşıyoruz. Çünkü oyunu maçın geneline yaymalıyız. Konsantrasyon dan düşmemeliyiz. Biz öndeyken yarı sahamızda rakibe top çevirmesine izin veriyoruz. Kalemize bu kadar yaklaşmaları her zaman risktir rakibin. Topun kontrolü daha çok rakipte oluyor. Tamam bu da bir taktik ama pres yapıp topu kapıp kontra atak düşündündüysek bu tarz ataklar da görmemiz gerekiyor.

Bu tarz hızlı oyuncularımız yok bizim. Topu orta alandan adım adım götürecek. Paslarla rakip alana inecek veya kanatlardan inip orta yapacak tarzda oyucularımız var bizim. Topu alıp dikine uzun sürebilecek oyucumuz yok. Bunun için topun daha çok sahibi olan taraf olmalıyız.

Takım olarak kalite farkımız gözle görülür biçimde sahaya yansıyor. Hem tavır ve davranışlarda, hem topun daha bilinçli kullanma isteğimizde hem de topun daha fazla sahada kalmasına çalışıyoruz. Bunları yaparken mücadeleyi ve tempoyu da artırmak önemli diyoruz. Oyunu 90 dakikanın geneline yayalım istiyoruz.

Bahattin’in gollerine devam ediyor olmasının yanında hazırlık maçlarında golleriyle bildiğimiz Samet’in iki şık golüyle maça damga vurması da kazanmanın yanın da bizleri memnun eden bir diğer unsurdu.

RAHAT KAZANDIK!

Ankara Demirspor lige bu yıl çıkmış hedefi ligde kalmak olan mütevazi bir takım. Bu maça kadar aldıkları üst üste 4 mağlubiyet sonrası Süper Lige çıktığımız yıl Hüseyin Kalpar’ın yardımcılığını yapan Bahattin Güneş getirildi.

Elbette bu kadar kısa zamanda takıma etkisini hele hele bu ligde beklemek çok zor. Ancak yine de oluşabilecek sinerjinin sahaya nasıl yansıyacağını doğrusu merak etmedik değil.

Açıkçası bizlere bunu düşündüren de takımın inişli çıkışlı performansıdır. Hafta içi kupadan elenmenin şokuyla çıktık sahaya. Bir acayip maç oldu kupa maçı doğrusu. Direkten dönen toplar, verilmeyen penaltı ve gol maça damgasını vurdu.

Taraftarın ilgisine de yansıdı bu inişli çıkışlı durum. Oynanan oyun anlayışı biraz üzdü taraftarı. Öyle ya daha sahaya hakim olan, rakibini adeta kendi sahasına hapseden, kaleciyi ve defansı yoran bir takım bekliyorlardı. O da olur inşallah diyelim.

Maçın ilk dakikalarından itibaren kazanma isteğini sahaya yansıtan bir Samsunspor izledik. Rakibin bize karşı koyabilecek etkili oyuncularının olmadığı orta çıkmıştı. Bu tür rakipler öncelikle gol yememeyi düşünür, sonra duran toplarla gol ararlar. Dikkat edin duran toplarla çünkü rakibin hücum yönü ve orta alanı oldukça kısıtlıydı. Topu taşıyacak ve atak yapacak adamaları yoktu.

Bunun için topa daha çok sahip olan taraftık. Bir nevi hazırlık maçı havasında geçti maç. Bunu oyuncularımızda maç boyunca görmüş olduk. Bu tehlikeli bir durum ama ne kadar uyarırsanız uyarın bazen sahada işler farklı işliyor.

Golü de hep eleştirdiğiz kanat organizasyonaları ile geldi. Erhan Kartal’ın güzel ortasına çok iyi takip eden Bahattin’den geldi.

Geriye çekilir gibi duran takımı ileriye göndermeye çalışan Hoca’yı takım çokta iyi anlamış değil dediğimiz dakikalarda Furkan’dan beklemediğimiz bir hata ile kalemizde golü gördük. İlginç bir goldü. Adeta kalemize attık golü.

Takım yenen bu gol sonrasında bir hayli etkilendi. Epey bir süre şoku üzerimizden atlamadık. Bir ara saçma sapan işler yaptık. Defans yine bocaladı. Günün çalışkan ismi Kubilay biraz olsun sahanın değişik bölgelerine giderek takımı ileriye taşımaya çalıştı.

Samet ile gole yaklaşınca takım biraz olsun canlanmaya başladı. Rakibin de etkili bir şutu vardı auta giden. Neyse ki formayı kapan Oğuz dan hep yazdığımız uzaktan şut geldi. Kaleciden seken topu iyi takip eden Bahattin ile tekrar öne geçmeyi başardık.

Golün etkisiyle topu daha rahat ileriye taşımaya başladık. Ancak ilginç bir şekilde tempoyu yükseltemedik. Daha tempolu oynamalı bu takım. Daha çok hızlı atak geliştirmeli. Bunu maçın ikinci yarısında biraz olsun gördük ve bir çok gol pozisyonu bulduk.

Özellikle orta alanda topu daha iyi yönlendirmeliyiz. Mesala çift santrafor yazmıştım. Erhan ile gördük bunu. Elbette her maçta olmaz ama Muhammet Beşir’i kazanmak istiyorsa hoca son dakikalara bırakmamalı oyuna almak için.

İkinci yarının en önemli pozisyonları yine takımımıza ait. Rakibin kayda değer bir pozisyonu yoktu. İshak yavaş yavaş takıma artık ısınıyor. Yaptığı hareketler ve verdiği paslarıyla maçın en başarılı adamıydı. Önce Bahattin’i verdiği ara pasıyla pozisyona soktu, sonrasında attığı korner ile Bahattin’e asist yapmış oldu.

Yaptığı hattrick ile maça damga vuran Bahattin’i es geçemeyiz. Belki gol sayısını 4 veya 5’e çıkarabilecek pozisyonları da buldu ama son iki hafta da attığı goller ile takımı sırtlamayı başardı. Darısı Erhan ve Muhammet’e diyelim.

Kubilay yine etkili oynadı. Kupa maçında direkten dönen iki toplarına bir yeniside bu maçta eklendi. Attığı enfes şut üst direğin köşesinden geri döndü.

Kazanılan maç sonrası elbette sevinçliyiz ve mutluyuz. Rakibin durumu ortada ama illa ki galip gelmek gerekiyordu ve bunu futbolcularımız başardılar.

Seri gerekiyor demiştik. Şimdi ikide iki oldu diyoruz. Devamı için takımın uyumunu artırması ve skora katkısı olabilecek oyuncuların daha bilinçli oynamalı. Bu maçta bunun esintilerini gördük. Ancak herkes biliyor ki bu takım daha iyisini yapabilir.

Haftaya İnegölspor’dan da iyi bir oyun ve skor ile 3 puanı alan taraf oluruz diyelim. Dileriz ki yapılan emekler boşa gitmez. Bunun içinde Tamer Hoca, üzerinde ki stresi atmalı ve futbolcularla diyaloğu daha iyi kurmalı. Başarmak için bu şart!

İYİ MÜCADELE GALİBİYET GETİRDİ!

Samsunspor hedefe koşmak istiyorsa mücadele edecek ve isteyecek. İlk maçta bunu gördükten sonra her ne kadar oyun anlayışını eleştirmiş de olsam “Samsunspor Gibi Oynamak!” başlığını atmıştım. İlk maçlar zordur ve bunu ilerleyen haftalarda düzeltiriz düşüncesi sadece bende değil taraftarından yazarına, yöneticisinden teknik heyetine kadar herkesin ortak kanaatiydi.

Gümüşhane maçı sonrası oyun anlayışının yanı sıra mücadelenin de olmayışı ile Sancaktepe maçında bu durumun tüm çıplaklıyla ortaya çıkmasıyla adeta hepimiz hayal kırıklığı yaşadık.

Kadro tartışıldı, hoca tartışıldı. Bunun adı kaostu. Bunu çözmek ve üstesinden gelmek ligin hemen başı dahi olsa böylesi büyük hedefleri olan kulüpler için zordur. Nitekim İsmail Başkan beklentiye soktuğu ve hedefi yüksek tuttuğu için ‘özür’ dilemek durumunda kaldı.

İsmail Uyanık’ın yıllar önceki yönetimini bilenler bilir adeta kaosu orkestra şefi gibi ustalıkla yönetmesiyle bilinir. Ancak kendi ifadesiylede yıllardır ara vermesinin dezavantajlarını yaşıyor kuşkusuz.

Taraftar her zaman daha iyisini ister ve bekler. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Aksi taktirde zaten bir takımı tutmanın ve peşinde koşmanın anlamı yoktur.

Tüm bunları gözönüne aldığımızda Eyüpspor maçı gerçekten kritik bir maç oldu bizim için. Sadece 3 puan meselesi değildi. Skora göre birçok kararında alınabileceği bir maçtı. Bu tür maçları oynamak ve motive olmak gerçekten zordur.

Taraftarımız kendisine ayrılan yeri fazlasıyla doldurdular. Rakip takım yöneticilerini kutluyorum, 80 bin kişilik statta demek ki yer darlığı yaşadıklarından ancak bu kadar yer verebilmişlerdi.

Samsunspor ilk dakikalarda ki rakibin baskısını atlattıktan sonra daha çok rakip alanda gözüken taraftı. Kadroda birçok rotasyon yapmıştı Taner Hoca. Erkam, Oğuz ve İshak en dikkat çeken isimler oldu.

Oyunu rakip alan yığdıktan sonra pozisyon bulmak daha kolay oluyor ve bunun da meyvesini alıyorsunuz. Görülen sarı kartlar da maçın bizim açıdan ne denli baskı oluşturduğu ve stresli olduğumuzu gösterir biçimdeydi.

Rakip oyuncuların tıpkı önceki rakiplerimiz gibi hakem ile sürekli oynamaları, kendilerini çok kolay yere bırakmaları ve gereksiz tepkileri demek ki “Bu ligin jargonu böyle!” dedirtti bizlere. Taner Hoca işte böyle bir tepkiyle hakem tarafından kolaylıkla tribüne yollandı.

Ataklarımızda ki olgunluk biraz zayıftı. İshak’ın faktörü kendisini bu maçta hissetirdi ve onun uzaktan şutlarıyla etkili olduğumuz anlar oldu. Bir topunun da direkten döndüğünü söylemek gerekir. İshak’ın ilerleyen haftalar da katkısı daha artacaktır. Geçmişte milli takıma kadar yükselmiş bir futbolcudan da bizlerin beklentisi oldukça yüksek.

Yine Bahattin, bu devrede aslında daha becerikli olsa daha doğrusu top kontrolü biraz daha iyi olsa golü erken bulabilirdi. Herkesin ilk yarı golsüz bitti dediği anda İrfan sahneye girdi ve gerçekten enfes bir plase vuruşu ile golümüz geldi. Atağı başlatan Erkam’ın, Oğuz’u görmesi ile her ne kadar Ramazan’ın şutu rakipten dönmüş olsada İrfan’ın, rahat şut ortamını oluşturması sonrası geldi gol.

İkinci yarı skoru koruma içgüdümüz devreye girdi. Topu daha çok rakibe verdik. Bunun yanında kontra atalaklarla gol aradık. Ancak kalemizde tehlikelerde birbiri ardına geldi. Rakibe ceza alanı içinde birkaç sefer şut çekme imkanı verdik ve bunlardan 2’si Furkan’ın müthiş kurtarışına sahne oldu. Bir diğeri de direkten döndü ki skor 1-0 lehimizeydi. Yani bir nevi kader anıydı.

Hakemin maç boyunca oyuncularımıza çok kolay kart göstermesi ve rakibe ise aşırı toleransı vardı. Adeta eyyamcılık ve Samsunspor’u korudu korkusu yaşamamak için aleyhimize çok kolay kararlar veriyordu ki işte Savaş böyle bir ikinci sarı kart ile oyun dışında kaldı.

Buna rağmen oyunu her ne kadar yarı sahamızda sıkıştırmış da olsak iyi bir organize atak sonrası Bahattin ile farkı ikiye çıkartmayı başardık. Maçın uzatma dakikalarında oyundan düşen rakip karşısında yine Enes’in, karşı karşıya kaldığı ve mutlak atması gereken golün az farkla auta çıkması vardı.

Her yönüyle böylesi zorlu bir deplasmandan 3 puanla dönmek gerçekten önemliydi. Haftaya sahamızda ligin puansız takımı Ankara Demirspor ile oynayacağız. Bu maç belki kolay görünebilir iki takım dengeleri açısından ama tıpkı Amed maçı gibi tıpkı Eyüp maçı gibi ciddiyetle çıkılmalı. Artık iyi bir seriyle lige ağırlığımızı koymamız gerekiyor.

Bu ligin şakası yok. Takımımız gerçekten iyi ama bunu sahada daha fazla göstermek gerekiyor. Oyunu yarı sahamızda kabul ettiğimizde çok kolay pozisyon veriyoruz. Bunun önlemini almamız şart.

Diğer taraftan rakip alandayken özellikle final paslarımızın isabetine ve şutlarımızın artışını sağlamamız gerekiyor. Kanatlardan yapılan ortalar bilhassa daha çok hedefine ulaşmalıdır. Görüldüğü gibi rakipler biz gol atana kadar kapalı defans oynayıp, sürekli pas trafiğimizi kesmeye çalışıyorlar. Bu durum da gayet doğal. Önemli olan bizim buna nasıl bir reaksiyon vereceğimizdir.

Maçı zor şartlar altında bizlere ulaştıran Taraftarın Sesi ekibine de ayrıca teşekkür ediyoruz. En azından tüm güçlüklere ve olanaksızlıklara rağmen ve güçlü bir yerel kanalımız olmasına rağmen maçı anlayabileceğimiz şekilde bizlere izlettirdiler.

Nitekim Eyüpspor yöneticilerinden birinin alenen tehdit ve tüm sataşmasına rağmen yayını yapmaya devam ettiler. Bu yöneticinin mantığına göre Süper Lig dahil tüm taraftarların sosyal medyadan yayın yapmaması için uyarılması gerekiyor veya cezalandırılmaları. Oysa taraftarlar çok rahatlıkla stattan yayın yapıyorlar ve buna da engel bir durum yok. Öyle gözüküyor ki deplasmanlarda bu yıl onlara çok iş düşecek.

BERABERLİĞE RAZI OLDUK!

Gümüşhanespor 3 sezondur 1. Ligi zorlayan bir takım. Geçen sezon son maçta Altay’a mağlup olmasalardı bugün onları bir üst ligde izliyor olacaktık onları.

Başlarında yılların kurt hocası Ziya Doğan bulunuyor. Hafta içi açıklamaları sonrası işe yaramış olacak ki hakem bir hayli taktir hakkını aleyhimize kullandı. Sarı kartları çok erken ve gereksiz olarak gösterdi.

Elbette biz bunlarla ilgilenmiyoruz, ilgilenmemeliyiz de!

Eğer bu takım şampiyon olacaksa önce istikrarlı bir oyun anlayışına sahip olmalıyız. Rakibin oyununu değil kendi oyunumuzu sahada kabul ettirmeliyiz.

Eğer 90 dk boyunca 2 pozisyona giriyorsanız bunun sebeplerini bulup düzeltmelisiniz. Diğer taraftan takım olarak kollektif bir oyun anlayışına bürünmelisiniz.

Geçen hafta ‘Samsunspor Gibi Oynamak’ yazımda oyun anlamında değilse de mücadele ve istek anlamında oldukça hoşumuza gittiğini yazmıştım. İşte bu mücadeleyi sahada göremedik. Düşünün ki ilk yarı boyunca bir şutumuz var ve o da kaleci tarafından rahat bir top oldu.

Kaleciyi çalıştırmak tabiri vardır birde. Sürekli atılan şutlar olur ama kaleciyi bir türlü geçemeyiz. İşte böyle bir pozisyon zenginliğimizde yoktu deplasmanda.

Ya ne vardı. Bol bol paslar ama üretkenliği olmayan ölü paslar. Yani kaleye varmayan paslar, şuta dönüşmeyen paslar, kaleciyi üzmeyen paslar, defansı yormayan paslar. Kısacası bal yapmayan arılar misali!

Golümüz nasıl oldu. İşte kalite farkı ile izah edebileceğimiz bir şekilde. Rakip kornerinde topu kapan Furkan, akıllı pasıyla başlayan atakta Savaş’ın hızla topu sürmesi ve müsait durumdaki Kubilay’ı görmesi ve onunda şutuyla topun ağlara gitmesiyle bulduk golü.

Golden sonra rakibi daha çok gördük yarı sahamızda ve kale önümüzde. Bir türlü uzaklaştıralamayan topları gördük. Kalecimiz Furkan’ın mağlubiyeti önleyen kurtarışlarını gördük.

Yediğimiz golde zaten uzun olan oyunculara oynayan rakip bunun meyvesini de almasını bildi. Yaptıkları orta sonunda kafa vuruşuyla top uzak köşeye gidince Furkan’ın da yapacağı bir şey kalmadı.

Aslında attığımız golden sonra daha çok pozisyon buluruz diye düşündüm ama hiçte öyle olmadı. Sadece oyuna sonradan giren Muhammet Beşir’in çaprazdan bir şutunu izledik o kadar.

Oyuncu kalitemiz var ve bunu sahaya yansıtmamız gerekir. Rakibe ‘ben bu maçı alacağım!’ oyun anlaşımız olmalı. Bunu ya taktiksel anlamda yaparsınız yada birebirlerde oyuncu eksiltip defans arkasına atılan toplarla. Olmadı uzaktan şutlarla, duran toplarla ve rakibi hataya zorlayıp penaltıyla.

Maç sonucu Taner Hoca, açıklamalarıyla yüreğimize su serpti mi? Bunun taktirini sizlere bırakıyorum.

Haftaya Pazar sahamızda iki maçını kazanmış olan ve moralli olarak gelecek olan Sancaktepespor ile oynayacağız. Dileriz sahamızda bir kaza yaşamayız. Bu ligde sahanızda özellikle rakiplerinize üstünlük sağlamalısınız.

Saha ve seyirci üstünlüğümüz var çok şükür. Stat demeye bin şahit lazım olan yerlerde oynuyoruz. Oynayacağız ama lütfen önce yönetimi sonra taraftarı mahçup etmeyin. Sizlere düşen görevi yerine getirip gerekli galibiyetleri alın yeter.

Bu takım Samsunspor gibi oynadığı müddetçe sırtı yere gelmez.

SAMSUNSPOR GİBİ OYNAMAK!

Samsunspor bir alt lige indiğinde herşeyin bittiğini düşünmenin acısını yaşadık hep beraber. Kim kurtaracak diye bekledik. Tarihi bir takım acaba yok mu olacaktı?

Tüm bunların ardından İsmail Uyanık ve Yüksel Yıldırım ikilisi sahne aldı ve takıma sahip çıktı. Daha ötesi artık resmi sahipleri. Takım şirketleştikten sonra önüne sponsor bir ismin gelmesi de sürpriz olmadı. Öyle ya bu bir sevda ama aynı zamanda da uzun soluklu bir yatırım.

Samsunspor isminin yaşamasını istemek ve buna yönelik yatırım yapmak bir Rus işadamının bir Arap işadamının yatırımı gibi değil. Biliyorsunuz ünlü İngiliz, İtalya ve Fransa takımlarının başında ya bir Rus işadamı yada Arap işadamını görürsünüz. Son yıllarda Çinli işadamlarının yanında Hindu işadamlarını da görüyoruz.

Zaten İsmail Uyanık bunu örneklerinde sık sık anlattı. Şükür ki bizim Samsunspor’umuza hem yerli hem de milli işadamları sahip çıktılar.

Maça gelen taraftardaki sayının artışı da şehirde ki beklenti ve heyecanı gösterir durumdaydı. Maçtan sonra yakıt aldığım istasyondaki pompa görevlisi de bu heyecanı yansıtır şekilde uzun yıllar sonra maça gittiğini ve bunun İsmail Uyanık sayesinde olduğunu belirtti.

Statın en önemli sorunu sanırım Başkanımızın belirttiği maça giriş kuyrukları, kafeterya ve temizlik kadar zeminde ki inanılmaz bozukluk. Resmen patates tarlası gibi. Yeni Orduspor maçında yakından görme fırsatım olmuştu zemini. İnanılmazdı ve bizler içinde tam bir hayal kırıklığıydı.

Bununla birlikte Başkanımızın dikkat çektiği yakıt deposu olayı ki gerçekten inanılmaz bir ihmalkarlık. Diğer taraftan da uluslararası maç oynamaya engel teşkil eden o bölgenin hava kirliliğine sebep olan azot-bakır fabrikası durumunun çözüm beklemesi.

Allah Başkana ve yönetime kolaylık vesin!

Samsunspor ilk dakikadan itibaren istekli başladı. Daha çok ileride göründü. Belki Muhammet Beşir’in ilk dakikalarda ki pozisyonu gol olmuş olsaydı inanın fark yapabilirdik.

Biraz dağınık oyunumuz vardı. Tabi maçın belli anlarında göze hoş gelen paslaşmalar ve organize ataklardı da gördük. Oyunu kuracağımız taraf önemli. Bunun içinde futbolcularımızın birbirine alışmaları da önemli.

Maç boyunca çeşitli varyasyonları görememiz güzel ama final paslarında ve atağa kalkışlarda ki o ince pasların daha çok isabetli olması ve topun atılacağı oyuncunun da bunu beklemesi gerekiyor. Zamanla bu durum oturacaktır diye düşünüyorum.

Konuk Amedspor ise oyunu kontra atakla gol bulmaya çalışan taraftı. İlk yarıda ki baskımızı kırmak için büyük bir çaba sarf ettiler. Belli ki bir puan için gelmişlerdi.

Özellikle rakibin kapalı ve agrasif oyununu bozmak için gösterilen çaba uzun süredir görmek isteğimiz istekli ve arzulu bir takım görüntüsüydü. Zaten görülen sarı kartlara bakılacak olursa bu durum açıkça görülecektir. Taraftara ve yönetime mahçup olmamak!

İkinci yarıda yine istekli oyun anlayışımızın yanı sıra oyuna giren oyuncuların verimliliğinin yüksek olmasıyla gelen pozisyonlar vardı. Direkten dönen topumuz vardı. Sonrasında İrfan’ın kornerden ortasına Kaptan Ercan’ın enfes kafa vuruşuyla gelen gol ile tüm stat ve izleyenler büyük bir mutluluk yaşadı.

Yine Muhammet Beşir ile ikinci gole yaklaştık ama son çalışımında, kalecinin topa dokunuşuyla farkın ikiye çıkmasını da engellemiş oldu.

Rakibin cılız ataklarından biri iyi ki kaza golüne sebep olmadı. Tek farklı skorlar her zaman risk olduğunu en çok yaşayan bir takımız nihayetinde.

Sahada herkes görevini yapmaya çalışıyor bunu görüyoruz ama takımı ateşleyecek lider bir oyuncuya ihtiyaç var. Biraz fazla insiyatif alacak ve takımı sürekli hareketlendirecek bir oyuncuya.

Genel anlamda oyundaki mücadele, istek ve arzu tam manasıyla uzun yıllardır özlediğimiz Samsunspor’un izlerini taşıyordu. Teknik kapasite olarak yüksek oyunculardan kuruluysanız zeminde buna müsait olacak. Deplasman da bunları göreceğiz ama sahamızın bu denli bozuk zemininin olması zorluk durumunu daha da artıracaktır.

Taner Hoca, son hazırlık maçından sonra yaptığı açıklama da; “Kazanmayı bilen takım olacağız. Belki göze hoş gelmeyecek bazende kötü oynayacağız ama kazanacağız!” demişti. İlkini başardı, darısı gelecek maçlara diyoruz.

SAMSUNSPOR DAHA İYİ OLACAKTIR!

Bizim için önemli bir hazırlık maçı geride kaldı. Trabzonspor gibi bir takımla daha hazır değilken bile oynamak büyük cesaret işiydi. Zaten bunu da ancak İsmail Başkan yapardı.

Hatılayanınınız vardır iki sezon öncede hazırlık maçı yapmış ve 2-1 kazanmıştık. O zaman lig arasıydı ve 1. Ligdeydik.

Samsunspor markası ne olursa olsun sahaya çıktığı zaman direk kazanmaya odaklanmalıdır. Buraya gelen futbolcularda bu bilinçle gelecek ve oynayacak.

Bu kulübün yeni yönetimle birlikte hedefleri var ve bunu da geldikleri andan itibaren sürekli dile getiriyorlar. İsmail Başkan, ligin tozunu atmaya yönelik bir takım oluşturmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Bunun içinde tüm fedakarlıkları yapıyorlar.

Yönetim ekibi kuvvetli ve işi bilenlerden oluşuyor. Kendilerine sonsuz başarılar diliyorum.

Transferlerin yeterli olup olamayacağını Trabzonspor ile oynadığımız maçta test edemeyiz. Ancak ışıltılarını veya parıltılarını görebiliriz. Bunu bir nebze gördüğümüzü söyleyebilirim.

Maçın geneli yarı alanımızda geçti. Birçok gol tehlikesi atlattık. Yediğimizi üç gole rağmen en az 3-4 pozisyonu Furkan önledi. Defansta Erhan’ın koridorunu sürekli gezmesi, deparlar atması, rakipleriyle adeta boğuşması alkışa taktirdir. Ben bir yönüyle İmdat’a benzettim. Hem fiziği hemde stiliyle.

Yine Kubilay, teknik kapasitesi yüksek ve uzaktan şutaları da etkili bir oyuncu. İlk yarınının sonlarına doğru şutunu kaleci Onur güçlükle çeldi. Cuma günü oynanan Erzincan maçında da uzaktan şutla takımın tek golünü kaydetmişti.

Bahattin ve Erhan Şentürk çok şey katabilecek kapasitede görünüyorlar. Yine ilk yarının son anlarında Bahattin o şutunu gol yapmış olsaydı klasını bir üst seviyeye taşıdığını göstermiş olacaktı. Çağrı bildiğimiz Çağrı. Alıştık gidip gelmelerine ama görev adamı o. İşini yapmaya çalışıyor. Taraftarlarımız çok eleştiriyor onu ama anlayışlı olunması gerekiyor. Nitekim de yönetim de böyle düşünmüş olacak ki takıma kabul etti.

Tek tek tüm futbolcuları değerlendirmek elbette zor. Çünkü bir çoğunu bizlerde yeni yeni ezberleyeceğiz. Oyunun tek yönünü görebildik. Yani orta alanın bize bakan tarafıyla izledik maçı. Enes mesela daha fazla hareketli olabilirdi. Birebirlerini çok göremedik mesela. Bu tür maçlarda biraz da futbolcuların bire birlerde kendisini gösterme fırsatıdır.

İkinci yarı kaleyi dahi yoklayamadık. Bunun için daha çok defansif yönümüzü tartmış olduk. Yenen gollerin ikincisi hariç şans rakipten yanaydı. İlki Dilaverin ayağına çarptı, diğerinde de Nuri önüne gelen topu Muhammet Beşir’e kaptırdı. Ama uyanık olacaksın, rakibinin kontrol edeceksin bu durumlarda.

Oyunu ileriye taşıyabilen kanat oyuncu eksiğimiz var. Kanatları yeterince kullanamadık. Elbette rakibin hakkını da veriyoruz ama en azından denenmesi gerekirdi. Futbolcularımız bunu yapmalı ki seviyelerini üste çıkartsınlar. Bunu böyle maçlarda gösterecekler.

Herşeye rağmen şimdilik “daha vakit var, takım hazır değil!!” mazeretlerini kabul ediyoruz ama lig başlamasından itibaren bunları duymak bizde hayal kırıklığıyla birlikte hataların örtülmesi anlamını da taşıyacaktır.

Bunları geçen sezon başında da yazdım. Maalesef korktuğumuz başımıza geldi. Ancak İsmail Başkan’ın buna izin vermeyeceğini uzun yıllar öncesinden bilenlerdenim.

SAMSUNSPOR YENİDEN ŞAHLANIR MI?

Uzun süredir can sıkıntısından yazmak dahi gelmedi içimden. Bir yandan “Yeni Samsunspor” safsataları, diğer yandan Samsunspor’un geleceği hakkında ki karamsarlıklar. Bunun içinde son yazım olan maç analizimin başlığını SAMSUNSUPOR’LULUĞUMUZ ASLA ÖLMEYECEK diyerek atmıştım.

Çıkış yolu ama nasıl olacak? İshak Taşçı’nın girişimleriyle şu günlerde yapılan çalıştayı da önemsiyorum. Çünkü bu da bir çıkış yolu olarak iyi niyetli bir girişim. Yeterli olur mu onu zaman gösterecek ama yine de alkışı hak ediyor.

Sayın Valimiz Osman Kaymak, yine çabalarıyla takımın en azından dağılmasını engellemiştir. Samimi açıklamalarını hep beraber takip ettik. En dikkat çekeni de “ayak oyunları” vurgusuydu. Kayyım heyeti belki iyi niyetle hareket etti ama acemelikleri olduğu aşikardı.

En baştan beri kulübün bir başkanı olması gerekliliğini savunanlardanım. Bunu ilk andan itibaren yazdım. En kötüsü şimdikinden daha iyidir dahi yazdım. Bunu bir şeye binaen yazdım. Çünkü ne kadar iyi niyetli olursanız olun başkaları bunu “sahipsizlik” olarak okuyor. Nitekim öyle de oldu.

Asıl üzüntüm uzun yıllardır Samsunspor için yazılar yazıp, yorumlar yapanların çok rahat bir şekilde takımın sahip çıkılmayacağını yazmaları oldu. Taraftar bunu asla unutmaz. En azından diyebilirledi ki “Şehrin önde gelenleri bu kulübe sahip çıkmalı!”

Ne yazık ki tüm bunlara karşı çıkan sosyal medyada bir avuç taraftar oldu. Yakından takip ediyorum yazılanları. İnanın yürekten yazanlar olduğu gibi, ümitsizlikle kulübe sahip çıkılamayacağını da yazanlar da az değildi.

İlk kongrede gününde yeterli çoğunluk sağlanamadı ve üç adaydan bahsedildi. Bu biraz olsun heyecanlandırdı bizleri.

Birkaç gündür İsmail Uyanık söylemleri dolaşınca “acaba!” dedik. Sonra işin gerçek olduğunu görünce inanın çocuklar gibi sevindik. Koskoca kulübe bir sahip çıkan olmayacak mı diye kara kara düşünürken yeni projelerle kongrede aday olacağını duyduk.

Dilerim son anda bu durum değişmez. Çünkü işin diğer tarafı da üyelere bakıyor. İnanıyorum ki İsmail Uyanık, aday olduğunu salonda da gösterirse onun karşısında aday çıkmayacaktır. Üyeler de kolay olarak seçimini yapacaktır. Aksi olursa da tercihin değişmeyeceği kanaatindeyim.

Başlıkta ki soruya cevap ise tamda buradan sonra geliyor. Mutlaka şahlanır. İşi bilen ve uzun yıllardır beklenen bir filmin mutlu sonla bitişi ancak böyle olabilirdi.

Diğer taraftan taraftarlarımızın da bu gelişme karşısında ne kadar mutlu olduğunu belirtmek ile beraber, her şeyin hayal edildiği gibi gitmesi gerekliliğini söylemekle birlikte aksi olduğunda da sabırla desteğe devam etmeleri gerektiğini de belirtmek isterim.

SAMSUN DA DAHA ÇOK TAKIM ÜST LİGLERDE YER ALMALI!

Yeni Samsunspor diyenler içinde umarım bir daha bunu telaffuz dahi etmezler diye başlayayım. Çünkü birkaç yıl evvel haberexen.com da yayınlanan yazılarımdan bir taneside bunu üzerineydi.

Bir nevi araştırma yazısıydı. Bir çok ilin profesyonel liglerde ki takımlarını karşılaştırmıştım. Ne yazık ki Samsun’un tüm liglerde tek bir takımı vardı o da Samsunspor.

Daha üst liglerdeki takım sayını artıramamış ve bu konuda yıllardır bir gelişme gösterememiş bir il olarak mevcut takıma sahip çıkamamışken nasıl olacakta sıfırdan takım kurarak yıllar sonra Süper Ligde yer alacaktık. Kaldı ki bu taraftar o zamana kadar buna nasıl sabredecekti.

İşin şaka gibi olmasının yanında, birde maalesef üzülerek ifade etmek gerekirse, Bal liginden öteye takımlarımız geçememiş. İyi de bu kadar yetenekli futbolcularımız neden daha fazla hünerlerini göstermiyorlar. Çünkü her ligin kendine özgü şartları var. Yani zorlukları da düştükçe bir o kadar artıyor.

Her zaman dileğim Süper Lig, 1. Lig, 2. Ligler ve 3. Liglerde daha fazla Samsun takımı olsun. İnanın o zaman Samsunpor’u destekler gibi onları da desteklerim. Ama bu şehrin bir Samsunspor’u Süper Ligde olmamış olursa diğerlerinin de bir anlamı olur mu? Bununda cevabını sizler verin.

Samsunspor her yerde bir marka, bir değer ve önemli bir olgudur. İşte bunun için hangi dünya görüşünde olursak olalım Samsunspor etrafında buluşmaktır önemli olan.

Altının kıymeti toprağa düşmekle yok olmaz. Sarraf onu bulur ve temizler ise yine kıymetiyle vitrininde satışa koyar. İşte Samsunspor da böyledir.

Kıymetini bilenler için her daim SAMSUNSPOR diyorum!

SAMSUNSPOR’LULUĞUMUZ ASLA ÖLMEYECEK!

Samsunspor maçı alır son haftaya ümitlerimizi taşırız diye düşündük. Evet biz iyi niyetli olarak düşünüyoruz ama futbolcularımız maalesef akıllarında olsada ayaklarında olmayınca bize de böyle bir hüsranı yaşamak kalıyor.

Öne geçtiğimiz maçta farkı artıracak pozisyonu cömertçe harcadık. Tıpkı geçen hafta Denizlispor maçında farkı ikiye çıkarıp işi bitirecekken bu maçta da öyle oldu. Yine direkler izin vermedi. Az sayıda pozisyonumuz vardı. Rakip daha çok bulduğu pozisyonlara rağmen öne geçme fırsatını da yakaladık…

Tüm bunları yazmanında bir anlamı kalmadı artık. Hakem son düdüğü çaldığında bizim içinde başka bir perde açıldı. Maalesef bizleri daha çok düşündüren ve bizleri daha da endişelendiren bir perde…

Bu kadar borç yüküyle 2. Lige düşmüş bir takıma başkan kim olur? Evvela bu sorun çözülecek. Sonrası mı? Transfer yasağı devam eden bir kulübüz… Parayı kim verecek veya kimler bulacak. Sonra devam eden eski futbolcu şikayetleri ve bunlardan oluşacak puan silme cezaları…

Yoksa küme düşme değil esas beni düşündüren. Elbette olur bunlar futbolda. Keşke olmasaydı dediğimiz birçok şeyleri yaşadık hep beraber. Futbolcularımız rakiplerinden 9 puan öndeyken geriye düştüler..Alabilecekleri maçları verdiler. Üstüne üstlük birde bariz hakem hataları yaşadık sezon boyunca. Bunları toplasak zaten 45 puan ediyor. Gördüğünüz gibi başkalarının bize ettiğini önce kendi futbolcumuz, sonra da teknik direktörler etti…

Olan büyük bir camiaya oldu. Futbola eşsiz güzellikler katan taraftarlarımıza oldu. Statları dolduran gözü yaşlı insanlarımıza oldu. Çocuklarımızın rüyalarını süsleyen Atatürk armalı formaya oldu.

Benim hiç ikinci takımım olmadı! Yine de olmayacak. Bu takımın bundan sonraki serüveni ne olur gerçekten kestirmek güç. Ama düşündükçe hafakanlar basıyor desem yalan olmaz.

Hani mali gücümüz olsa amenna! Ama en azından 1. Ligde kalmış olsaydık mutlak çözüm bulanacak meseleler umarım bu ligde de üretilir. Bunun için şehrin önde gelenleri umarım bir çözüm odaklı hareket sağlarlar.

Bunu hareketlendirecek yegane unsurda taraftarlardır. Emin olun budur. Bakın kardeş takım dediğimiz Ankaragücü’ne! Onlar da en az bizim kadar borçla nereden nereye geldiler ve bugün biz acıyla pençeleşirken onlar Süper Ligi kutluyor!

Herşeyden öte bu takımın ayakta durması için öncelikle bu taraftarında takımın arkasında durduğunu hissettirmesi gerekiyor. Eğer pes etmeyecek ve tekrardan o eşsiz mazisine dönecekse bu şart.

Yoksa ona buna söverek, sallayarak sadece takımı bir alta göndeririz. Eğer bu takıma devre arasında 1,5 milyon bulunsaydı bu takım play-off da oynardı. Ama bunu yapamadık. Futbolcularımız kusara bakmasın ama maalesef bizler gibi onlara güvenen yeni yönetimi de kandırdılar.

Güven verdiler. Sahte davrandılar. Son maçlara bakın, nerede o beklediğimiz performanslar. Birkaçını hariç tutarım. Başta Furkan’ı! Daha ne yapsın. Tek başına kaldı neredeyse. Ama o da engel olamadı kötü gidişe…

Sezon daralıyor dediğimizde onlar puan farkı nasıl olsa açtık dediler. Aman Antep’te kaza olmasın derken onlar gevşeklik yaptı ve yenildik. Buna birde verilmeyen goller ve penaltılar eklendi. Haftalardır galip gelemezsek düşeriz dedik, olsun biz kalan maçları alırız dediler. Keşke olsaydı ama onu da başaramadılar…

Tarihimizde ilk kez 2. Ligde mücadele edeceğiz. Küçümsemek yok arkadaş. Çıkıp takır takır oynayacaksın. Ama önce yukarıda bize korkulu rüya yaşatan sebepleri ortadan nasıl kaldıracağız işte onun çaresine bakmamız gerekiyor ivedilikle. Transfer dönemi gelmeden ve biran evvel kolları sıvayarak. Varsa çaresi tabi yoksa herkes açık açık söylesin bu taraftarda gerçeklere göre davransın.

Yine Bir Hakem Faciası…

Müthiş ambiyans, taraftar statı doldurmuş. İyi bir başlangıç ile öne geçtik. Farkı da açtık. Yine sezonun hastalıkları tuttu bizi ve rakip istediğini alarak şehirden ayrıldı.

Maçın özeti buydu aslında. Galibiyet önemli bir avantaj sağlayacaktı bize elbette. Ama işimizi ne denli zorlaştırdığımızı sanırım anlatmaya gerek yok.

Belki bizimde beklemediğimiz bir şekilde oyuna golle başladık. Sonra Ercan ile farkı ikiye çıkarttık. Oyunu soğutalım derken rakibi yarı sahamızda kabul ettik. Bunun faturasını da açıkçası ağır ödedik.

Teknik direktör farkını gördük sahada. Oyuna erken müdahale eden Fatih Tekke istediğini aldı. Önce Mehmet Akyüz’ü sürdü sahaya onun attığı golle devre bitmeden farkı bire indirdi. Yine ikinci yarıda 2-1 öndeyken İsmail Haktan yerine Barış’ı aldı yine onun asisti ve Mehmet Akyüz’ün golü geldi.

Elbette maçta yazılacak çok şey var. En önemlisi kuşkusuz öndeyken Enes’in, kaleciyi geçip boş kale yerine topu auta atması ilk akla gelen olacaktır. Ahmet Cebe’nin maç berabereyken şutunun kaleciden sekmesine rağmen topun kalenin dibinden kornere gitmesi. Yine Göksu’nun kafa vuruşunda topun az farkla auta gitmesi gibi.

Rakibinde defans güvenliğini boşaltınca bulduğu gollük pozisyonlarda var elbette. Ancak hiçbiri Özgür Yankaya’nın rakibin topu koluyla düzeltmesinin önüne geçmeyecek. İlginçtir bu adamın penaltı verememe sıkıntısı var. Birçok maçında bunu biliyoruzda iyi de be adam sen bir şehrin bir kulübün geleceğiyle sırf penaltı vermiyorsun diye neden oynamaya kalkıyorsun.

O zaman bu kuralla neden konuldu? Sen neden yıllardır hakemlik yapıyorsun. İlla ki sahada adamı biçmesi mi gerekiyor penaltı vermen için. Bu kuralsa bunu es geçemezsin. Tıpkı futbolcularımıza gösterirken kartları hiç acımadığın gibi bu penaltıyı tereddütsüz çalman gerekiyordu.

Besim’in Samaras gibi oyunu yönlendiren ve topu ayağında tutabilen birini oyundan alması da elbette kabul edilebilir değil. Yine Angan, doğru tercih ama topu rakip alana taşıyacak ve ayağında tutabilecek bir Gökay’a yer verebilirdi.

Böylelikle futbolcularımızın hatasına hakeminde hatası eklenince işimiz bir hayli zorlaştı. Ne olur bilinmez elbette son ana kadar ümidimizi koruyacağız. Çıkmadık candan umut kesilmez.

Elbette işi buralara getirmemek gerekiyordu. Elbette herkesin yendiği bir Antep’e yenilmemek gerekiyordu. Bunu daha evvelde belirttik. Yine Eskişehirspor maçında oyunu 30. dakikada pes ederek bitirmemek gerekiyordu.

Tüm bunlar bir tarafa Samsunspor taraftarına bu acıyı yaşatmamak gerekiyordu. Onlar her zorlukta elini taşın altına koydu. Şimdi kalan iki maçı mutlaka kazanmamız gerekiyor. İlki Giresunspor deplasmanı ki zaten lig onlar için bitti. Ancak elleri armut toplamayacak önemli olan bizim ne yapacağımız.

Maçın istememiz ve pes etmemek için bu maçı alıp işi son maça taşımamız gerekiyor. İşte o maç ne olur kestirmek güç. Neticede bu işi temizleyecek olan da futbolcularımızın bizatihi kendileridir. İnşallah rakiplerimizinde puan kaybıyla ligde kalmamız mümkün olur.

Bunları yazarkende ne denli zorlandığımı belirtmek isterim. Allah hepimize kolaylık versin…

FUTBOLCULARIMIZ PANİK YAPMAMALI!

Mutlak kazanılması bir maç golsüz beraberlikle bitti. Adanaspor maçında ki havanın tersineydi sahadaki durum. En büyük eksikliğimizde sezonun hastalığı goldü.

Her ne hikmetse bu yıl gol sıkıntısını bir türlü halledemedik. Takımda bu ligin gol kralı da var gelecek vaat eden genç golcüsüde. Maalesef Gaziantepspor’u saymaz isek ligin en az gol atan takımıyız.

Bunun en büyük nedeni orta alan ve kanatlardan gerekli desteğin verilmemiş olması. Devre arasında tüm herkesin ağız birliği etmişcesine takviye şart denilip şehirden 1,5 Milyon çıkmaması üzerine yapılmayan transferlerin dileriz faturasını ağır ödemeyiz.

Maçın genel atmosferini maraton tarafına yanaşan ambulans herşeyi özetliyor. Dileriz o taraftarın ciddi bir sağlık problemi yoktur. Kendisine geçmiş olsun diyorum.

İstanbulspor deplasman takım hüviyetinde oynadı. Oyunu yarı sahasında kabul edip kontra ataklarla gol aradı. Amacına da ulaşacak pozisyonları buldu. Buna Furkan’ın kurtarışları ile Ercan ve Samet’in zamanında müdahalesi önledi.

Özellikle ikinci yarı rakip alanda daha fazla gözüktük ancak onları hataya sürükleyecek etkiyi sağlayamadık. Göksu ile ilk yarıda gole yaklaştık. İkinci yarıda da Ayite’nin şutu ile Gökay’ın kaleyi bulmayan şutları vardı.

Kaybetmenin faturası daha ağır olacaktı kuşkusuz. Bir puanı küçümsemiyoruz ama yeterli olmadığı apaçık.

Futbolcularımız, sezonun son maçlarına çıkarken asla panik etmemeli. Evet bizler, taraftarlar ve hatta teknik heyet bile bocalasa onların dimdik ayakta durması gerekiyor. Puan farkını da gözönünde bulundurursak haftaya Eskişehirspor ile neredeyse final gibi bir maç bizleri bekliyor.

Son maçlarda kalelerinde gördükleri gol sayısı ortada. Ne yazık ki bizde kolay gol atan takım değiliz. Enteresan bir maç bizleri bekliyor olacak. Bunun üstesinden gelebilecek herşeye rağmen futbolcu topluluğumuz var.

Bu takımın en büyük avantajı soğukkanlı olması. Pozisyon üretmek anlamında sıkıntılar yaşayan bir takımın öncelikle geriye düşmemesi önemlidir. Bunun için bu maçtaki disiplinli oyunu Eskişehirspor maçına da taşımalılar.

En büyük destek taraftarlardan gelecek, onlar bu yılın sonunda bir şekilde ligde kalmanın yolunun bulunmasını istiyorlar. Bunun içinde gereken desteği gösteriyorlar. Yine haftaya oynayacağımız Eskişehirspor taraftalarıda takımlarını destekleyecek ve arkada itici güç olacaklardır.

Eğer futbolcularımız sahada mücadele ederlerse puan ve puanlarla dönmemiz mümkün olacaktır. Onlar işini yaparsa taraftarlarda onları yalnız bırakmaz.

Hiç olmadığı kadar futbolcular bu kulübün geleceğinde etki edecekler. Bizler daha kötüsünü değil daha iyisini bu futbolcu kardeşlerimizden de beklemek hakkımız.

Çünkü son aylarda onlar için çırpınan Valisinden işadamına, işçisinden memuruna, kağıt toplayıcısından minik öğrencilerin harçlıkları var. Bunların zayi olmaması adına futbolcu kardeşlerimizin bunları düşünerek artık sahaya çıkması gerekiyor. Kalan final maçlarımızda zaten geçtik şampiyonluğu, bari kümede kalsak şükredeceğiz.