Keçiörengücü iyi futbol oynuyor, kaliteli ayakları var, koordineli oynuyorlar. İyi güzelde ben onunla ilgilenmiyorum ki!
Ben, bizim futbolcularımızın sahada göstereceği performansa bakarım. Öyle ya hepsi de kaliteli, işi bilen, ligin tozunu atacak futbolcularımız.
Evet kağıt üstünde öyle. Aslında sahada da öyle ama bazen. Biz bunu her maçta görmek isteriz. Hele de böyle kritik maçlarda.
Plan ne olur böyle maçlarda erken gol. Bulduk mu? Bulduk.
Golü İlyas Kubilay ile 10.dakikada rakibin daha etkin oynamaya başlayacağı dakikalarda attık. Hemde gol öncesi penaltımız verilmemesine rağmen. Daha temiz olanı oldu bir nevi. Yani pozisyonun akışını bozmadan devam ettirdik.
Sonrasında oyunu dominede ettik. İlk yarı boyunca kontrolü kaybetmedik. Rakibin tüm geçişlerini kapattık. Sadece duran topları bıraktık onlara ve pozisyon vermedik neredeyse.
Diğer taraftan rakip kalede İlyas Kubilay ile mutlak golden olduk, bir de Ramazan’ın topa dokunsa da zayıf kaldığı pozisyonlarımız var.
Farkı artırabilirdik. Özellikle İlyas Kubilay atmış olsa şah ve mat deyip maçı koparmıştık. İçimizden demişizdir “umarım aramayız” diye. Şahsen ben dedim. Bu tür maçlar “bulduğunu atacaksın” denilen maçlardır. Öyle bol bol pozisyon bulmak kolay olmaz.
İkinci yarıya rakip daha önde başladı. Biz ise topu kazanmakta ve ayağımızda tutmakta zorlandık. Öyle ki rakip zaten topu iyi kullanan bir ekip olduğunu bile bile buna izin verdik.
Skor koruma içgüdüsü, nasıl olsa öndeyiz duygusu. Ne derseniz artık. O ana kadar önlem almışta olsak, top çok fazla kale önümüzde dolaştı. Buna rağmen kalemize şut imkanıda vermemiştik. Ama iyi bir organize atakla topu uzaklaştıramadık ve kalemizde golü gördük.
Sonrasında vereceğimiz tepki topa daha fazla sahip olmak ve rakip alana oyunu yığmak olmalıydı. Beklediğimiz olmadı. İlyas bir tek Enes’e verdiği pasın dışında sahada yoktu ikinci yarıda. Ne bekleriz ondan topu alsın, maestro görevi yapsın ve takımını atağa kaldırsın. İstedi mi oluyor? Ama istediğinde işte.
İkinci yarı takım olarakta kötüydük. Bir nevi bu maçlarda kalite çıkar aslında. Benim ölçüm bu tür maçlardır. Bakıyorum sezon başından beri maalesef ha oldu ha olacak derken yarış halinde olduğumuz takımlara karşı üstünlük sağlayamadık.
Son dakikalarda Ahmet’in bir kurtarışı var ki umutlarımızın hepten tükenmesini önledi.
İsmeti Hoca’nın oyuncu değişikleri de tartışmalıydı. Oğuz ikinci sarı görmemesi için yerine Yılmaz ikinci yarı başlaken alındı. Okan sakatlıktan dolayı yerini Savaş’a bıraktı. Erhan’ın yerine bari Bahattin olsaydı demeden edemedik.
İlk yazılarımda da belirttim hep işi sıkı tutalım son haftalara kalmasın ama olmuyor işte ne yazarsanız yazın. Sahaya çıkanlar böyle istedi.
Ligi bu tür maçlar koparır. Zaten puan kayıplarımızı toplasak sadece öne geçip berabere biten maçlar dahi durumumuzu özetliyor. Ne hikmetse galip bitiremedik önde olduğumuz böylesi maçları.
Şimdi ne olacak? Elbette futbolcularımız kalan maçları alıp rakibin puan kaybetmesini bekleyecek. Aynı puanda olmamızda yetmiyor. İkili averajda Keçiörengücü önde.
Yani biz hepsini alsak dahi onların ya bir mağlubiyet almalarını ya da iki beraberlik yaşamaları anlamına geliyor ki futbolda herşey mümkün. Olmaz demeyin. Bakarsınız olur.
Nihayetinde şansımız devam ediyor ama kendi göbeğimizi kendimiz kesmeyeceğiz. Yani ipler rakibin elinde. Öne geçtiğimiz maçta önemli bir avantajı kaybettik demek daha doğru.
Normal bir lig durumu olsa bu puana belki de sevineceğiz aslında ama öyle bir lig ki rakip şurada kaybeder diyemiyoruz. Bir maç haricinde. O da Sarıyer ki belki de bizim maçta onlarda playoff hesaplarından yedek takımla çıkacak Keçiörengücü karşısına.
Hele biz kalan maçları alalım. Bir de bunun play-offu var ki orası daha da karışık. En iyisi talih bizden yana olsun diyelim. Kalan maçları almaya bakalım.
Kısacası ne yarıştan koptuk nede şampiyonlukta en öndeyiz. İlginç bir tablo oluştu. Hesaplar gibi kafamızda karışık…
Umudumuz bitmedi ama yara aldı! Son maça kadar mücadele şart…
TARAFTAR FUTBOLU BİLİYOR!
Geçenlerde Obradoviç’in “taraftar basketbolu biliyor!” haberi vardı medyada. Karşıyaka maçı sonrası yaptığı açıklamanın içinde yer alan bu ifadeler sadece gönül almak için değildi.
Kendisi çok iyi bir basketbol koçu. Tartışmasız durum böyle. Zaten başarıları ortada. Böyle olmasına rağmen kendisini izleyen ve takip edenlere de hakkını teslim ediyor.
Evet belki taraftar bazen duygusaldır bazen de hırçınlık yapar. Ama eğer futbolu bilmeseydi zaten izlemesinin de bir anlamı olmayacaktı.
İlla ki bir yerde oynaması veya yazması şart değil, orada olup takımını izlemeye gelmesi dahi futbolu bildiğini göstermez mi? Tepkilerin seyirci sayılarıyla da doğru orantılı artıp azaldığı da aşikar.
Sosyal medya üzerinden artık anlık tepkilerini rahat rahat veriyorlar. Kesinlik öyle yorumlar var ki çoğu futbolcunun da teknik adamında önünde. Adamın diploması yok diye futbolu da bilmez zannetmeyin.
Kimse kalkıpta taraftara laf etmesin arkadaş. Herkes işinde farkındalık oluşturacak. Yan gel yat ile olmuyor artık işler.
Patronlarına baksınlar. Yüksel Bey açık açık ifade etti verdiği röportajda. O insan sıfırdan geldiyse yaptığı işin emeğini çektiği içindir.
Profesyonel olmayla futbolu ben bilirim demesin kimse. Bu iş o işin bir nevi diploması ve uğraşısı karşılığıdır. O halde herkes işini doğru yapacak! Başta da futbolcular…
İnsanlar sırf tutkuları için kilometrelerce yol geliyor, tezahürat yapıyor. İçeriye girememe, polisin sert müdahelesini göze alarak geliyor hem de. Kimse kusura bakmasın ama sahada elini kolunu izleyen futbolcu için gelmiyor ama bir yere kadar der sırası gelince.
Etmeyin kimseyi iş bilmez anlamaz zannetmeyin. Her şey sahada gözüküyor arkadaş! Onlar yine de size destekten geri durmuyor bilesiniz.